♥ | Rock Fan CLub © 2009 | ♥

♥ | Rock Fan CLub © 2009 | ♥

♥ | Rock Fan CLub © 2009 | ♥
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Blood Red Throne Röportajı [2008]

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dαrky '
ραтяση
ραтяση
avatar

Mesaj Sayısı : 285
Points : 800
Rep Sistemi : 2
Kayıt tarihi : 17/07/09
Nerden : İzmiR

MesajKonu: Blood Red Throne Röportajı [2008]   Paz Tem. 19, 2009 8:14 pm

Günlerden bir gün, karakışın başlangıcı olmaktan başka özelliği bulunmayan abuk aralık ayının başlarında
çeşitli sebeplerden elektronik postalarımı çok sık kontrol edemiyordum. Kontrol edebildiğim kısıtlı zamanlarda da başka işlerle
uğraştığımdan ne oluyor ne bitiyor pek habersizdim. En sonunda Earache'ten üstüste gelen iletilerin hayra alamet olmayacağını düşünüp
açıkca beklediğim başıma geldi. Şehre bir grup iniyordu konser için, hem konser kritiği yapmak üzere davet ediliyor hem de röportaj yapıp yapamayacağım
soruluyordu. Postayı konserden bir gün önce cevaplayarak şansımı ne kadar zora soktum bilmiyorum, ama acele bir şekilde işler organize edildi.
Hem konser hem röportajı aynı gün aradan çıkaracaktık..

Londra'nın alternatif mekanlarının bulunduğu Camden semtinde World's End isimli mekanda önce röportajımızı yapacak sonra hemen altında yer alan
Underworld'de konseri halledecektik. Buluşma saatinden az bir süre evvel pub'a gidip ciderımı yudumlamaya başlamıştım bile. Artık arkama yaslanabilir
ve soru bulmaya çalışabilirdim!!

****


Blood Red Throne'la tanışmam biraz geç oldu. Emperor dağıldıktan sonra Tchort'un ne yaptığıyla ilgilenirken bulmuştum grubu. Altered Genesis
o senenin en sevdiğim albümlerinden biriydi, fekat sonra? Çaktırmadan cep telefonuyla google'a girip grup hakkında birşeyler daha bulmaya çalışırken
Talita geldi koşarak. Grupla tanıştırayım seni, sonra siz takılırsınız dediğinde birşeyler anlamıştım da.... Blood Red Throne, yemek sipariş etmeye çalışıyordu
benimle tanıştıkları sırada, o yüzden ne kadar mutlu oldular tam emin değilim. İsimlerini bildiğim iki esas oğlan, Daniel ve Tchort'la ismen tanıştım
diğerleri isimlerini söylememişti, şimdi çıkart bakalım kim kimdir...

Onlara yemeklerini yemeleri için süre verdim, ciderıma geri döndüm..


****

Kısa bir süre sonra Dod önde, grup yanıma geldi, dört kişiydiler. Bu tüm planları alt üst ediyordu. "Sen Daniel'sin, sen de Tchort, peki bu arkadaşlar kim?"
Tchort tanıştırma nezaketinde bulundu, "Vald ve Erlend". Şimdi birşeylere hakim olabiliyordum, "Vald vokalist ve Erlend'de basçınız değil mi?" gibi sofistike
bir soru cümlesi kurdum, zaten saçmalığını farkedip devam edebildim.."Bakın, elimde bir kaç soru var hazır, bunlardan en ilginci de davulcunuzla alakalı, yahu
nedir sizin bu davulcularla meseleniz. Gene mi davulcusuzsunuz". Şaşkın şaşkın yüzüme sonra etraflarına bakmaya başladılar. Dod, "yok, az önce buradaydı,
ellerinde bagetlerle ortalıkta dolaşan bir tip görmedin mi?" diye sorunca grubun bir davulcuyu daha erittiğini düşünmeye başladım. "Beyler çok ciddiyim,
kaç davulcu eskittiniz eminim siz bile bilmiyorsunuz, ve şu anda bana davulcunuzun az önce burada olduğunu ama şimdi bulamadığınızı söylüyorsunuz, bu hayali bir
arkadaş falan olmasın" diyorum, Erlend ben gidip bakayım diye ayrılıyor yanımızdan. Cidden merak içindeyim, çünkü grup pek çok eleman değiştirmesi yanında
bir davulcu öğütme makinası gibi çalışıyor. Daniel söz alıyor: "Yok öyle birşey, iyi davulcular buluyoruz, ama sonra birşey oluyor" diyor, "yiyor musunuz?" diyorum, gülerek
devam ediyor "aslında başka şeyler yapıyoruz ama söyleyemem!! Ama Anders'le uzun bir süredir birlikteyiz, şimdilikte iyi çalışıyoruz. Bundan önce
kaç davulcuyla çalıştıysak ya işlerinde sorun oldu, ya taşınmaları gerekti, sonuçta davulcu bulmak kolay birşey değil, özellikle extreme müzik yapıyorsan. Fakat Anders
aslanlar gibi!". Görmeden bir davulcuları olduğuna inanacağımı sanmıyorum, "Peki geçmişte çalıştığınız davulcular içinde en uyumlu olan kimdi", Dod ile Tchort oturup
parmak hesabı yapıyorlar, "üç ya da dört davulcumuz oldu" diyor Tchort, "Beş" diye düzeltiyorum. "Beş kim yahu" diyor, isimleriyle sayıyoruz, onlar Anders Kobro'yu saymıyorlar.
"Kobro bizimle sadece bir konsere çıktı, onu da kadrodan geldi geçti diye yazamazdık ya" diyor Dod, tamam diyorum öyle olsun. O sırada
az önce yanımızdan ayrılan Erlend yanında Anders ile geri geliyor, Anders cidden ellerinde bagetlerle geziyor, mecburne gülüyorum.
"Ne iş yaptığını unutmak istemiyorsun sanırım Anders", "Karnım aç" diyor.. Başka soruya geçiyoruz.

Grubun geçmişten günümüze en farklı olduğu nokta albüm kapakları. Kapaklar gitgide eski kanlı ve gore halinden uzaklaşıyor, bunu Earache gibi
büyük bir firmayla çalışmalarına bağlayabilir miyiz ve bu müziğe yansıyacak mı? Tchort "Earache büyük değil ki" diyor, ama diyorum, bu aralar iyi çalışıyor, baksanıza.
"Sana doğruyu söyleyeyim, Altered Genesis bizim için fiyaskoydu. Prodüksiyon kötüydü, tanıtım rezaletti. O albümden sonra tüm dünyada topu topu
5 röportaj anca verdik, düşünebiliyor musun? Sanırım onlar da birşeyleri öğreniyorlar, fakat gözümde hala büyük bir firma değil Earache". "Peki bu albümde
onlarla çalışmaktan mutlu musunuz?". "Geçen albüme göre daha iyi çalıştıkları kesin, ama yol katetmeleri gerek, biz onlar için çalışıyoruz, onlar da bize çalışmalı.
Neyse, bu çok mesele değil. Sen albüm kapaklardan bahsettin, müziği sordun. Eski albümleri dinlediysen, aradaki farkları görebiliyor musun?" diyor.
"Bence Come Death albümü Altered Genesis'in devamı gibi, iki albümün soundları arasında büyük fark görmüyorum" diyorum. "Onu söylüyorum işte, albüm kapakları
gore olur, kanlı olur, ama müzik aynı, önemli olan da bu. Biz bu grubu Dod'la birlikte bir ölümcül metal grubu olarak kurduk, öyle kalmasını istiyoruz, buna çalışacağız.
Blood Red Throne kapakları nasıl olur bilmiyorum, bunu görürüz, ama Blood Red Throne müziği hep aynı kalmaya devam edecek". Daniel devam ediyor "Önemli olan bazı şeyler var,
başında müziğin şeytani ve sert olması, bunu yakaladığımızı düşünüyorum. Ayrıca biz sarhoşken çalabileceğimiz şarkıları seviyoruz, böylesi daha iyi!". Bu ne şiddet bu celal diyeceğim,
çeviremem ingilizceye diye teşekkür edip sonraki soruya geçiyorum.

"Pek çok fanınız hatta fanınız olmayanlar bile Blood Red Throne soundunu Norveçten çıkan en orijinallerden biri olarak görüyor, katılıyor musunuz?"
"Katılıyorum" diyor Daniel, sonra da susuyor. "Hahahah, ben de katılıyorum" diyor Tchort, "Sanırım bu Norveç denince akla hemen black metal gelmesinden
kaynaklanıyor olabilir, bilirsin, biz nadir ölümcül metal gruplarındanız, bunu da iyi değerlendirdiğimizi düşünüyorum, insanların öyle düşünüyor olması güzel".
"Norveç ovası blackci yuvası!!" Tchort konuşmaya başlayınca şeker bir adam oluyor, onun üstünden oynayayım diyorum, devam ediyorum. "Peki, senin için zor değil mi birbirinden farklı
tarzlarda gruplarda çalmak. Yani bir de o gruplar önemli topluluklar. CV'ne bir bakınca neler çıkıyor ortaya, Carpathian Forest, Green Carnation, Emperor, Satyricon, Blood Red Throne etc. etc.
Farklı gruplar, iyi gruplar, ama bir kısmının sonu da kötü olmuş gruplar. Blood Red Throne'daki fark ne?". "Ben müzisyenim, profesyonelim, bu doğru, ama sevdiğim tarz ölümcül metal. O yüzdende
diğer gruplardan zarar göreceğini sanmıyorum Blood Red Throne'un." "Peki grupta senin kariyerinde birinin olması diğerlerini etkiliyor mu?" diyorum, Dod atlıyor "Evet, böyle beklemekten
canımız sıkılıyor" diyor, çok şükür gülüyor da, yanlış anlaşılmalardan koruyorum kendimi.

"Blood Red Throne şarkılarını kimler yapıyordu" bari bunu sorarak diğerlerine de söz tanıyayım istiyorum. Daniel giriyor lafa, "şarkıları Tchort'la ortak yazıyoruz. Yani, o kendi bölümlerini
yazıyor, davulcuyla oturup çalışıyor, tamamlıyor, ben kendi bölümlerimi yazıp davulcuyla çalışıyorum, sonunda da hepsini birleştirip işe yarar hale getiriyoruz. Şarkıları yaparken
genelde birlikte çalışmaya ihtiyaç duymayız şarkıları yaparken. Zaten çok uzun zamandır birlikte çalışıyoruz, birbirimizin neler yapabileceğiniz tahmin de ediyoruz güveniyoruz da. Böylesi şimdiye kadar
işe yaradı, en azından bence öyle, sen ne düşünüyorsun?" "Bir dakika, burada soruları ben sorarım espirisini yapmak için çok efendi yaradılışlı olduğumdan ciddi cevap veriyorum. Altered Genesis'e hasta
kaldığımdan, falan bahsediyorum. Sözüm bitince Erlend, Tchort ve Dod yemeklerini almak üzere gidiyorlar, Vald'la kalıyoruz başbaşa. Sen bana ölümcül metal olduğunu söyleme şimdi, sende kara metalcilik var yeğenim
diyorum "var vallahi" diyor. "Grup olarak büyük konserler mi küçükler mi tercihiniz?" "Ben küçükleri seviyorum, izleyiciyle daha yakın olabildiğimiz konserler
her zaman tercihimdir. Mesela sahne önüne bariyer konan yerlerde çalmaya hiç yokum, insanlar azmak istiyor, biz de insanların azmasını istiyoruz. Yoksa iyi vakit geçirdiklerini nasıl anlayacağız?"
En unutulmaz konseriniz hangisiydi diyorum, "Geçen aylarda bir Oslo konserimiz oldu ki muhteşemdi" diyor. O sırada Tchort geliyor, elinde hızla tükenmekte olan hamburger ve cipsiyle, aynı soruyu
ona da soruyorum, "Oslo konseri harikaydı" diyor. O sözünü bitirdiği sırada Daniel geliyor, "Oslo konseri anlatılamaz derece harikaydı"... Anders'le Erlend'de yetişiyor
"Sizin de mi Oslo diyorum", "ne Oslo'mu?" diyorlar, gülüyoruz....

Aslında cevabını bildiğim bir soruda sıra, grup albümlerinin japon versiyonuna bonus şarkı koyuyor mu, bu duruma ne diyorlar? Erlend "cevabını biliyorsan aslında bunun grubun
elinde olup olmadığını da bilirsin, plak firması ister, grup da bir cover yapar ve onu albüme koyarlar". Ama diyorum, bu albüm fiyatları sadece japonyada değil, her yerde çok pahalı, Türkiye'de de pahalı
geçenlerde Sever Torture'dan Seth'le konuştum, o diyor ki Hollanda'da da pahalı, neden sadece Japonya". Daniel söz alıyor: "Tamam, albüm sizin ülkenizde de çıksın, söz size de bonus şarkı vericez". Boş boş bakıyorum
adamın suratına, ne desem boş bu saatten sonra. "Tamam, en azından ben alırım lan" diyebiliyorum. Anlaştık diyor sırtıma vurarak, kıyak adam sanırım...

Konserin başlamasına çok uzun zaman kalmadığını farkettiğimde aklıma gelen soruların yarısını bile sormadığımı farkediyorum, son bir soruyla kapatmak için
"Sizi neden hiç Türkiye'de görmedik" diyorum. "Eh, kimse çağırmadı ki!!" diyor Dod. Böyle bir an lan ne diyorum ben, neden girdim ki o konuya diyorum ama çok geç, "nasıl sizin orada seyirci, ateşli midir?" diyor,
"çooookk, bildiğin gibi değil, anlatmakla olmaz, görmeniz lazım" diyorum, "tamam diyor bizi götür Türkiye'ye, görelim"...

****

Konsere çıkmadan önce Dod'a bira ısmarlıyorum, o da bana bir tane tshirt veriyor, onun tshirt verdiğini görünce yan tarafta tezgahta duran ve o aksam Divine Heresy ile çalacak olan
Asesino nam-ı diğer Fat Bastard'da bir tshirt veriyor, harbi önemli hissediyorum kendimi. Asesino bir ara "sen hep bunlarla takılıyorsun, bize muhabir yok mu bu akşam" diyor, bir dahaki sefer için ona söz verip geçiştiriyorum..

Blood Red Throne'un sahne performansı için söylenecek çok söz yok. Tchort'u daha önce iki defa izlemiştim, o yüzden genelde diğerlerini takip etmeye çalıştım.
Dod sahnede tam bir şeytan, surat ifadesinden tutun da şekline şemaline kadar.. Vald kara metalci yanını sahneye çivili bileklikle çıkarak gösteriyor, ses nizami... Beni en çok şaşırtan
ise kesinlikle Erlend. Parmaklarını kullanarak çaldığı basın anasını ağlattı tüm konser boyunca, sırf onu bir kere daha izlemek için tekrar giderim konserlerine.. Anders ise grubun zil ağırlıklı davullarında canavarlığını hissettiriyor.
Daniel ve Tchort bu gençlerle iyi işler yapacaklardır kesinlikle...

****

(Buradan sonrası röportajla alakasızdır, geceye dair notlar olarak görülebilir...)


Konser bitiminde tam arkamı dönüp gidiyordum ki sahneden Daniel sesleniyor, stage dive yapmak için üzerime atlayacağını işaret ediyor, kop da gel diyorum, harbiden geliyor. Adamın teri terime karışıyor, çok duygusal bir an..
Divine Heresy'i izleyip geceyi tamamlıyoruz. Gecenin daha bitmediğini bilmeden elemanlarla oturuyorum, yan tarafta Divine Heresy imza dağıtmakla meşgul. O sırada birisi geliyor, fotoğraf çekilebilir miyiz diyor. Hanfendiyi yanlış anladığımı düşünüp
birisiyle fotoğrafını çekmek için makineyi almaya çalışıyorum, yok diyor seninle fotoğraf. Şapşal olup, ehh bari diyorum.. Karşımda oturan Dod ve Tchort'u gösteriyorum, grup onların aslında,
yok deyip gidiyor. Orada oturduğumuz süre boyunca takribi 20 fotoğrafın kahramanı oluyorum, bir kısmını gruba havale etmeyi başarsam da çoğunda kurban ben oluyorum. Bir ara Daniel kendisine gelen birini fotoğraf çektirmek için
bana yönlendiriyor, "grubun yeni elemanı o, onunla çekil" diye, eğlence devam ediyor. İkinci davulcu olarak gruba katılışım ilan ediliyor!! Konser mekanı boşaltıldıktan sonra yanıma sığınmış bir bayanı götürüp back stagedeki aç kurtlara teslim etmeye çalışıyorum, abla orda da kalmak istemiyor. Grupla vedalaşıp telefonlarımızı
alıp ayrılıyoruz, malum, Türkiye'ye gelmekte ısrarlılar. Ablanın bekleyen iki arkadaşıyla birlikte o saatte açık bar aramak üzere ayrılıyoruz. Bir kaç biranın ardından "ev"e gitmek üzere kalkıp metroya doğru yürürken bir bar'ın içinden Dod çıkıyor, elinde bira.
Sarılıyor, utanmasa öpecek. Sokaktaki karizmam 10 kaplan gücünde ilerlerken bira ısmarlıyor. Yanımdaki vatandaşlar da bira ısmarlıyor, herkes bira ısmarlıyor, Dod onların birasından içersem bozuluyor, kızlar Dod'un ısmarladığı biraları içmememi istiyor. "Ey hayat" diyorum,
kan kırmızısı olsan da, damarlardan taşsan da senle anlaşabiliriz sanırım... Gece sürüyor....

Ertesi akşam Dod'la yine görüşüyoruz, Earache'in yeni yıl partisinde içiyoruz bu defa. Türkiye konseri işi kafasına yatmış, bu işi mutlaka yapacağız diyor. Kısfmet diyebiliyorum...
O zamandan bu zamana haftada iki mesaj atarak konseri ne kadar istediğini gösteriyor, şimdi sıra bizde..

_________________

Sadakât” Mıydı Zamana Yenilen… Yoksa ”Zaman” Mıydı İhanete Buyur Gel Diyen ..



Rocky Fan '
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Blood Red Throne Röportajı [2008]
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Hilary Duff Röportajı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
♥ | Rock Fan CLub © 2009 | ♥  :: Rock&Metal :: Rock & Metal Röportajları-
Buraya geçin: